Şubat’ı Mart ayına bağlayan hafta sonu şaşılacak güzellikte iki gün dostlarla dalıştaydık. Hele Pazar günü Kaş’ın son haftalarda yaşadığı en olağanüstü gün olarak tarihe geçti. Deniz ortasında resmen piştik.
Yorgunluğun ve uykusuzluğun etkisi ile deniz beni feci tuttu. Bir de ilk dalış seansının sonuna doğru yapılan yanlış hareket sonrası çılgınlar gibi su yutmam beni perişan etti. Bunlar yetmiyormuş gibi bir de alt baldırlarıma kramp girdi, bugün Pazartesi, iki gün geçmiş olmasına rağmen hala bacaklarım ağrıyor. Denizden çıktıktan sonra dostların yardımları ile zar zor soyunabildim ama giyinmem en az onbeş-yirmi dakikamı aldı. Ayakta durabilmeyi boş verin oturduğum yerde kafamı bile dik tutamıyordum.
Bu dalış etkinliğinde iki arkadaşımız iki yıldız dalgıç, bir arkadaşımız bir yıldız dalgıç olmaya hak kazanırken diğer arkadaşlarımız da ya deneyimlerini geliştirdiler ya da discovery yaparak bu güzel sporla ilk kez olarak tanışıp virüsün yavaş yavaş bünyelerini sarmalayıp önce vücutlarını sonra da beyinlerini ele geçirmesine bilmeden izin verdiler. Artık bunun geri dönüşü yok, tedavisi çok güç görünüyor.
Keyifli dalışların arasına bir gece sıkıştı ki, sormayın. Önce, keyfimize keyif katan türküler eşliğinde, balık ve rakı sonra da bar ve dans. Uzun zamandır böylesine kendimden geçercesine dans etmemiştim. Balık keyfi sırasında ertesi gün dalmamaya karar verip ipin ucunu kaçırınca otele nasıl gittim, nasıl yatağa girdim hiç anımsamıyorum. Sabah ekip liderimizin telefonu ile uyanıp akşamki kararıma rağmen dalacakmış gibi hazırlandım. Ama ne mümkün!.. Vücudum sürekli uzanıp uyumak talebinde. Onu da uzun süreli yapamıyorum zira tek uzanılacak yer üst güverte ve o da güneşin tüm güzelliğine ve o oranda da insafsızlığına öylesine açık ki… Yarım saat kırkbeş dakika ancak dayanabiliyorum ve aşağıya inip biraz serinledikten sonra duramayıp tekrar yukarıya çıkıyorum. Günü böylesine tamamlamayı ve bir an önce geri dönüp biraz yatmayı arzuluyorum. Deniz yeniden tutmaya başladı. Bu yazıyı yazarken başım öne eğilince yine dönmeler ve sanki hala denizdeymişim gibi sallanmalar devam ediyor.
İşte burada yazının başlığına geliyoruz, disiplin ve öz saygı.
Doğa sporları bence salon ve alan sporlarından daha fazla disiplin ve öz saygı istiyor. Zira diğerlerine kıyasla bu dal daha fazla risk içeriyor. Bunun için de zihinsel ve fiziksel olarak kişinin kendisini birkaç gün öncesinden hazırlaması gerekiyor. En azından kişi vücudunu dinlendirmeli ve yediğine içtiğine dikkat ederek kendisini hazırlamalı. Zihnen de o konuya odaklanmalı. Hatta öncesinde sporu uygulayacağı ortamı ve yapacaklarını beyninde canlandırarak karşılaşabileceği aksilikler karşısında yapacaklarını düşünmeli. Tabii bunları yapabilmek için de zinde olmalı. Uykusu ve yediği içtiği konusunda titizlenmeli.
Bu son etkinlikte ben kendi kuralımı bozdum. Etkinlik ortasında fazlaca içki içtim. Bazı dostlarımız belki bir iki kadehten bir şey olmaz, kişinin performansını etkilemez savıyla gelebilirler. Katılmıyorum, bence bünyeyi zayıflatacak hiçbir şey yapılmamalı. Hatta olası ise, dalış öncesi en az dört beş saat uyunabilecek şekilde seyahat düzenlemeleri yapılmalı.
Sualtı sporları da en az dağ sporları kadar titizlik ve disiplin isteyen bir alan. Eğer bu şekilde hareket edilmezse kişi yalnızca kendisini değil ekip arkadaşlarını da tehlikeye atacaktır. Dalış sporu benim için çok yeni bir alan olduğundan, neyi nasıl yapacağımı tam olarak bilemediğimden ve kendi öz disiplinimimi oturtamadığımdan bu etkinlik benim için sorunlu geçti. Dağa tırmanırken hiçbir zaman tırmanış öncesi dinlenmeden çıkışa başlamam. İçkinin damlası boğazımdan geçmez. Bu etkinlik gösteriyor ki sualtı sporlarında da aynı disiplini oturtmak gerekmekte. Bunun sorumlusu tabii ki kişinin kendisidir ama etkinlik boyunca belirli bir disiplin içinde hareket etmeyi sağlamak ta ekip liderinin inisiyatifinde olmalı diye düşünüyorum.
Doğa sporlarının en güzel ve çekici yanlarından biri de ne biliyor musunuz dostlar? Çok ilginç, ama bu sporu yapanların hemen hemen hepsi çok güzel insanlar. Paylaşmayı bilen, sevgileri dahil bir çok şeylerini hiç esirgemeden verebilen insanlarla yapıyorsunuz bu sporları. Beni tanıyanlar bilir, bazen solo takılmayı severim. Ama bunun nedeni bu güzel insanlardan kaçmak değil sadece ve sadece kendimle baş başa kalabildiğim tek yer doğanın kucağı olması. Doğanın seslerinden, ki inanılmaz derecede dinlendirici sesler, başka bir şey duymadığınız bir ortam. İnsanın arada böyle bir şeye gereksinimi oluyor. Fakat, birlikte bir şeyleri gerçekleştirmek, aynı hedefe ulaşmanın keyfine varmaya da doyum olmuyor hani. Zirve yapanlar bunu çok iyi bilirler.
2 Mart 2009